| 8 MART VE TÜRKİYEDEN MANZARALAR (Mahir GÜR) |
|
|
|
| Perşembe, 15 Nisan 2010 | |
|
Gerçi yaşadığımız ülkede bu tür günlerin sayısı yılın tüm günleri kadar olsa yeridir herhalde. Ancak o zaman sorunların dillendirilmesi için yetebilir. Tabi ki değerlerimizden, kültürümüzden beslenen belirlenmiş günler. 8 Mart kadınların hak ve özgürlük mücadelesi, erkek egemen bir dünyada yaşamlarının adil düzenlenmesi isteğidir. İşin acı tarafı bu mücadeleyi eşlerine, çocuklarına, babalarına, kardeşlerine vs. karşı vermekte olmalarıdır. Kız çocuklarının diri, diri toprağa gömüldüğü, insan olup olmadıklarının tartışıldığı günlerden bugüne. O zaman dünyanın her tarafında aynı manzaralar varken İslam ile ilk ışık yakılmıştır kadınlar için. Hz. Muhammed bir kadın hakları savunucusudur bence, elbette kölelerin ve diğer mazlumların da. Bugün İslam oldukları iddiasındaki ülkelerde en çok hak ihlallerinin olması bu gerçeği değiştirmez elbette. Tabi ki kadınların o zamanlardaki hak talepleri/arzuları ve bugün için istenenler çok farklıdır. Çünkü dünya değişiyor, insan değişiyor ve talepler her gün için aşama kaydediyor. Başta yaşadığımız coğrafya olmak üzere ve tüm dünyada hak ihlalleri devam ediyor. Kadınlar ve erkekler için, tabi kadınların iki defa haksızlığa uğradığı gerçeği de var. Bu ülkede inançlarından dolayı haksızlığa uğrayan tüm vatandaşlar ve buna artı olarak kimliklerinden dolayı da haksızlık yaşayan Kürtler gibi. Kişiye özel haksızlıkları bir kenara bırakırsak, hepimiz iki türlü haksızlıkla karşı karşıyayız. Birincisi devletin/sistemin hepimize yaptıkları, ikincisi bizlerin birbirimize karşı yaptıklarımız. Velhasıl, azınlık bir grup dışında, ülkede yaşayan herkes bir şekilde haksızlığa uğramaktadır. İnançlarından, kimliğinden, renginden, yaşadığı şehirden, ekonomik gücünden, cinsiyetinden, giyiminden vs. vs. Kimimiz daha az, kimimiz daha çok zulüm görmekteyiz. İşte Ece Nur Ö. 12 yaşında bir öğrenci. Diyarbakır’da yaşıyor. Okulunda başörtüsü taktığı gerekçesiyle çeşitli eziyetlere maruz bırakıldıktan sonra sürgün ediliyor. Konu ile ilgili Sayın Selahattin Demirtaş, meclise bir soru önergesi veriyor. Verilen cevapta, Söz konusu öğrencinin; öğrenim hakkının elinden alınmadığı, kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davranmakta ısrar ettiği gerekçesiyle "mevcut mevzuat hükümleri" doğrultusunda başka bir okula nakil gönderildiği; eğitim-öğretim faaliyetlerinin mevcut kılık kıyafet yönetmeliği çerçevesinde sürdürüldüğünü ifade edilmiştir. "Başörtüsünün bir inanç özgürlüğü olduğu ve kişilerin kendi inançları doğrultusunda yaşama hakları olduğuna göre, Bakanlığınızın başörtüsü mağdurları konusunda almayı düşündüğü herhangi bir idari tedbir var mıdır?" şeklindeki soru hükümet tarafından cevaplanmamıştır bile. Ve Berivan Ş. 15 yaşında Batman’da bir tarım işçisi. Gösteri, taş atma ve slogan atma suçlarından 14 yıl aldı. Yaşı küçük olduğu için cezası 7 yıl 9 aya indirildi. Berivan, "Eyleme katılmadım, teyzeme giderken olayların arasında kaldım" dedi. Mahkeme heyeti, Berivan Ş.'ye "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" ten 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi, bu ceza yaşı nedeniyle 4 yıl 2 ay'a indirildi. Ayrıca "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet" suçlamasıyla 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Berivan'ın bu cezası da 2 yıl 9 ay 10 güne indirildi. Ancak Berivan'a verilen cezalar bununla da sınırlı kalmadı, gösteri sırasında yasadışı slogan atması nedeniyle "örgüt propagandası" yaptığı gerekçesiyle de 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza da 10 aya indirildi. Ne yazık ki bu ve benzeri olayları çoğaltmak hiç de zor değil bu ülkede. Hatta her gün yenileri eklenmektedir. Kadınlara yönelik devletten kaynaklı bu haksızlıkların yanına bir o kadar da hatta daha fazla bireylerden kaynaklı haksızlıkları ekleyebiliriz. Bu üzücü tabloların sadece 8 Mart’ı hatırlamakla silinmeyeceği bir gerçektir. Sadece yasal düzenlemelerle de bitmez bu sorun çünkü işin bir de ahlaki boyutu var. Haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında her bir fert ahlaki bir duruş sergilemedikçe ideal toplum hayaldir. »
Yorum yok Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|












Aslında şahsen bu ve benzeri günlerin ne olduğunu çok da önemsemiyorum. Bu ve benzeri günlerin kim tarafından ve ne amaçla sembolleştirdiği bende hep soru işaretleri olarak kalmıştır. Fakat bunlara rağmen bu ve benzer günlerin bize bazı değerleri hatırlatmış olması, bu vesileyle de olsa bazı konuların gündemleşmesi açısından olumlu tarafları da olduğu bir gerçektir.